İstanbul'da Beyran Çorbası Nerede Yenir? Mekan Rehberi
Yazar: Seyithan İşkembe · Güncelleme:

Özet:
- Beyran Antep'in malı: kuzu eti, pirinç, bol sarımsak ve baharatla pişen, "Antep Beyranı" adıyla coğrafi işaret tescilli bir çorba.
- İstanbul'da en az on semtte var.
- Gaziantep'te sabah içilen bu çorba, İstanbul'un kalabalık ve geç saatlere yaslanan ritmi içinde zamanla bir gece yemeğine dönüşmüş durumda.
- Kozyatağı'ndaki Seyithan İşkembe beyranı 7 gün 24 saat ocakta tutuyor.
- Sirke ve ekmek dengesi önemli.
Gece yarısı bir şehirde sıcak çorba aramak başka bir histir. Beyran tam da o boşluğu dolduran çorbalardan biri. Aslında Antep'in malı. Ama İstanbul onu kendi saatlerine göre yeniden tanımlamış durumda.
Çoğu kişi beyranı ilk kez bir maç çıkışında ya da uzun bir geceden sonra tatmıştır. Yoğun, sarımsaklı, eti bol. İşte bu yazıda beyran çorbası İstanbul sınırları içinde nerede hakkıyla yapılıyor, semt semt bakacağız. Hem de ilk kez içecekler için birkaç dürüst not bırakacağız.
Listeyi yaparken iki şeye dikkat ettik. Birincisi, mekanın gerçekten Antep usulü beyran çıkarıp çıkarmadığı. İkincisi, o beyrana ne zaman ulaşabildiğiniz. Çünkü bir mekan ne kadar iyi beyran yaparsa yapsın, siz onu istediğiniz saatte bulamıyorsanız o lezzetin sizin için pratikte bir kıymeti kalmıyor ve gece yarısı kapısını kapalı bulduğunuz en iyi beyrancı, o an için sanki hiç var olmamış gibi oluyor. İşte bu yüzden İstanbul'da ikinci soru bazen birincisinden daha önemli.
Beyran aslında nereli? Antep'in tescilli çorbası
Beyran, adını ve karakterini Gaziantep'ten alıyor. Şehrin sabah kültürünün merkezinde duran bir lezzet. Öyle ki Antep'te "sabah beyrancısı" ile "akşam beyrancısı" ayrımı bile vardır. İnsanlar güne onunla başlar, kimi zaman güne onunla ara verir.
Resmî olarak da Antep'in malı sayılıyor. T.C. Ticaret Bakanlığı Gaziantep İl Müdürlüğü'nün tescilli ürünler listesinde beyran, "Antep Beyranı" adıyla coğrafi işaretli ürünler arasında yer alıyor. Yani bu çorbanın kökeni yalnızca damak alışkanlığıyla değil, devlet eliyle tutulan bir tescil kaydıyla da Gaziantep'e bağlanmış durumda. Tescil, bir lezzetin belli bir yöreye ait olduğunu resmî olarak belgeleyen bir kayıt olduğundan, beyranın memleketi konusunda kimsenin elinde itiraz edecek sağlam bir gerekçe kalmıyor.
Peki İstanbul'da neden çoğu zaman "çorba" deniyor? Çünkü şehir onu kahvaltı sofrasından çekip alıp gecenin içine taşımış. Gaziantep'te güne başlatan o kâse, burada günü kapatıyor. Aynı yemek, bambaşka bir saat. Tuhaf ama öyle.
Hatta "çorba mı, yemek mi" diye küçük bir tartışma bile vardır beyran etrafında. İçindeki etin yoğunluğuna bakınca ana yemek demek geliyor insanın içinden. Kâsede gelmesine bakınca çorba. Bu ikircikli durum aslında beyranın neden bu kadar sevildiğini de açıklıyor, çünkü hem bir çorbanın hafifliğini hem de etli bir ana yemeğin doyuruculuğunu aynı kâsede sunduğu için insanlar onu hangi öğüne sığdıracaklarını şaşırıp en sonunda gecenin bir köşesine yerleştirmiş. Doğrusu ikisinin arasında bir yerde duruyor. Tok tutuyor, ısıtıyor, ayıltıyor.
Bunun bir sonucu da şu: İstanbul'da beyran arayan kişi, çoğu zaman bir gece çorbacısı arıyordur farkında olmadan. Tanım kayıyor, niyet değişiyor. Aradığı tat aynı kalsa da, aradığı saat tamamen başka. Çünkü Gaziantep'te güneşle birlikte açılan, kahvaltının yerini tutan, güne enerji veren o sabah çorbası, İstanbul'un trafiğe, mesaiye ve uzayan gecelere göre kurulmuş ritmine geçtiğinde, kendi doğasından hiçbir şey kaybetmeden saatini değiştiriyor ve aynı kâse bu kez yorgun bir günün değil, bitmek bilmeyen bir gecenin tesellisi oluyor.
Tencerede ne var: incik, pirinç, sarımsak, sirke
Beyranı beyran yapan birkaç şey var. İlki et. Genelde kuzu incik tercih edilir, çünkü incikteki et hem jelatinli hem lifli olduğundan uzun pişirmeye en çok bu parça gelir ve saatler içinde dağıldıkça çorbaya o karakteristik dolgunluğu bırakır. Acele kaldırmaz bu iş. Sonra pirinç girer devreye, çorbaya o dolgun yapıyı verir.
Üstüne bol sarımsak. Kırmızı biber. Ve servisten hemen önce sarımsaklı sirke ya da limon. O son dokunuş çorbayı keskinleştirir, yağı keser, damağı uyandırır. Sade görünür. İçi başka. Asıl marifet de zaten burada, yani görünüşte birkaç sıradan malzemeden ibaret olan bu kâseyi, doğru sırayla ve doğru oranda bir araya getirip insanın gece yarısı bile özleyeceği bir tada çevirebilmekte saklı.
Kuzu etinden geçilmeyen, baharatlı, sirkeli bir kâse. İlk kaşıkta yoğun gelebilir. İkinci kaşıkta alışırsınız. Üçüncüde neden gece yarısı insanların peşine düştüğünü anlarsınız.
İyi bir beyranın sırrı aslında sabırda. Et çabuk pişirilirse lif dağılmaz, çorba su gibi kalır. Sarımsak az konursa o karakteristik koku gelmez. Sirke fazla kaçarsa eti bastırır. Yani denge işi. Tek bir adım şaşınca masaya gelen şey artık beyran değil, ona benzeyen ama o keskinliği bir türlü tutturamamış, eti dağılmamış, sarımsağı yarım kalmış, sıradan bir et çorbası oluveriyor.
Beyranı sıradan bir et çorbasından ayıran şey de bu denge. Et çorbası çoğu zaman tok ve yumuşaktır, beyran ise keskindir. Sarımsak ve sirke onu bir adım öteye taşır. İlk defa içen biri bunu hemen fark eder: ağızda bıraktığı iz daha uzun sürer. Bu yüzden beyran "içtim ve unuttum" denilen bir çorba değildir. Aklınızda kalır, bir sonraki gece yeniden ararsınız.
Avrupa yakasında beyran: Eminönü'nden Zeytinburnu'na
Avrupa yakası beyran konusunda fena değil. Antep mutfağını taşıyan birkaç sağlam adres var. Hepsi merkezde değil ama.
Eminönü tarafında Lezzet-i Şark, Antep sofrasını şehrin tam göbeğine kurmuş bir yer olduğu için, tarihi yarımadada gezip yorulan ve sıcak bir şeyler arayan birinin yolu çoğu zaman kendiliğinden buraya düşüyor. Zeytinburnu'nda Pirpirim Antep Mutfağı ise biraz uzakta kalsa da, gerçek Antep tadını arayanların gözünü kapatıp gidebileceği, uzun süredir aynı çizgiyi koruyan adreslerden biri olarak anılıyor. İkisi de "beyranı hakkıyla yapıyor" diye geçer listelerde.
Üsküdar'da işler biraz farklı. Mabeyin gibi kebapla bilinen mekanlar beyranı yalnızca pazar günleri, kahvaltı için çıkarıyor. Haftada bir gün. Gitmeden önce mutlaka arayın, yoksa boşa yol gidersiniz. Bu tür yerlerde beyran bir rutin değil, bir jest. Olduğu gün olur.
Daha içeride de seçenek var. Çengelköy'de Beyranistan, Güngören'de Hakkıoğulları, Ümraniye'de Tepeüstü Kervansaray İşkembe Salonu sık anılan isimler. Listelerde Kübban, Shorba ve Sarıhan İşkembe gibi adlar da geçer. Hepsinin ortak derdi aynı: Antep'in o sabah çorbasını İstanbul'a düşürmek.
Avrupa yakasının zayıf noktası saat. Bu mekanların çoğu gündüz ve akşam erken kapanır. Yani gündüz vakti tarihi yarımadada gezerken sıcak bir kâse arıyorsanız Avrupa yakası gayet iş görür, ama saat gece yarısını geçtiğinde bu adreslerin neredeyse tamamının çoktan kepenk indirmiş olması, geç saatte beyran isteyen birini çoğu zaman eli boş bırakır. Yani geç kalırsınız.
Anadolu yakasında beyran ve gece meselesi
Anadolu yakasına geçince tablo daha "geceye" kayıyor. Kadıköy'de Dürümcü Emmi, 24 saat açık olması sayesinde maç çıkışlarının, uzun gecelerin ve son vapuru kaçıranların hepsinin ortak son durağına dönüşmüş bir yer olarak biliniyor, üstelik buradaki beyranın Antepli müşterileri bile memnun ettiği sıkça anlatılan bir ayrıntı. Pendik'te Haspir Beyran Salonu daha sakin bir tarafta durur.
Asıl mesele şu: gece beyran arayan biri için "açık mı" sorusu, "lezzetli mi" sorusundan önce gelir. Saat üçte kapısı kapalı en iyi beyrancının bir kıymeti kalmaz. Basit bir gerçek. Gece çorbası, ulaşılabildiği sürece çorbadır.
İşte tam burada Kozyatağı devreye giriyor. O2 Bağlantısı'ndaki Seyithan İşkembe, Anadolu yakasında beyranı 7 gün 24 saat ocakta tutan adreslerden. 1997'den beri aynı yerde. Bir yemek rehberi olan harbiyiyorum'un "İstanbul'un En İyi 7 Beyrancısı" listesinde de Kozyatağı şubesiyle kendine yer bulmuş. Yani sadece açık olduğu için değil, beyranı tutarlı olduğu için anılıyor.
Burada beyran, gecenin herhangi bir saatinde aynı tencereden geliyor. Sabahın dördünde de, akşamın yedisinde de. Stok mantığı yok, her hazırlık günlük. Çünkü gece yarısı bir çorbacıya oturduğunuzda asıl kafanıza takılan şey çoğu zaman o kâsenin ne zaman piştiği ve kaç saattir ocağın kenarında beklediği olur, tazelik meselesi de tam bu yüzden lafın gelişi değil, doğrudan tabağa yansıyan somut bir fark olarak karşınıza çıkar.
Yanına bir kelle paça ya da işkembe eklemek isteyenler için de kapı açık. Çoğu kişi zaten tek çorbayla yetinmez, masaya ikinci bir kâse gelir. Adres net: O2 Bağlantısı No:80, Kozyatağı. Telefon: 0216 356 10 93. M4 Kadıköy-Tavşantepe metro hattının Kozyatağı durağı ile ulaşılır.
Kozyatağı'nın bir avantajı daha var. Hem de küçümsenecek gibi değil. Semt, Anadolu yakasının ulaşım olarak en rahat noktalarından biri olduğu için, metro ve ana arterler birbirine bu kadar yakınken Bostancı'dan, Suadiye'den, Erenköy'den, hatta köprüyü geçip biraz daha uzaktan gece yarısı kalkıp bir kâse sıcak beyran için buraya kadar gelmek çoğu insanın gözünde hiç de gözü korkutan bir mesafe değil. Konum mesele. Gecenin geç saatinde açık bir kapı arıyorsanız, nerede olduğu da en az çorbanın tadı kadar belirleyici hale geliyor.
Beyran mı, kelle paça mı? Gece çorbası seçimi
Gece çorbacısına oturduğunuzda menüde genelde tek seçenek olmaz. Beyran, kelle paça, işkembe yan yana durur. Hangisi sizin geceniz, biraz ruh halinize bağlı.
Beyran etiyle, sarımsağıyla en doyurucu olanı. Tok tutar, ısıtır. Kelle paça daha hafif ama daha keskindir, sabaha karşı ayıltıcı etkisiyle bilinir. İşkembe ise en yumuşağı. Daha önce hiç sakatat çorbası denememiş, kelle paçanın ya da beyranın yoğunluğundan biraz çekinen ve bu işe nereden gireceğini kestiremeyen biri için, üzerine sarımsaklı sirkesini, kırmızı pul biberini kendi ayarladığında işkembe genellikle en güvenli, en yumuşak ve en affedici başlangıç kapısı olarak öne çıkıyor.
Yani "ağırım, bir şey yiyip yatacağım" diyorsanız beyran. "Hafif bir şey olsun ama ısıtsın" diyorsanız kelle paça. Kararsızsanız işkembeyle başlayın. Aynı masada üçünü de bulabildiğiniz yerler, gece için en güvenli adreslerdir.
Bu üçlünün bir arada bulunması aslında bir işaret. Beyranı, kelle paçayı ve işkembeyi aynı tencere disipliniyle çıkaran bir mutfak, sakatat işini ciddiye alıyor demektir. Tek bir çorbada iyi olmak kolay. Üçünü birden tutarlı tutmak ayrı bir mesele. Gece çorbacısı seçerken menüdeki bu çeşitliliğe bakmak, çoğu zaman doğru kapıyı bulmanın en pratik yolu. Kalabalık bir masaysanız da herkes kendi kâsesini seçer, kimse aç kalmaz.
Beyranı ilk kez içecekseniz birkaç not
İlk beyran herkesi biraz şaşırtır. Yoğundur. Sarımsağı baskındır. Panik yapmayın, normaldir. Damağın bu yoğunluğa, bu sarımsak yüküne ve sirkenin keskin dokunuşuna alışması için aslında birkaç kaşık yetiyor, sonra o ilk şaşkınlığın yerini neden gece yarısı insanların ısrarla bu çorbanın peşine düştüğünü anlatan tuhaf bir tatmin duygusu alıyor.
Birkaç küçük ayar tadı tamamen değiştirir. Sirkeyi ya da limonu azar azar ekleyin, hepsini birden dökmeyin. Acıyı sevmiyorsanız biberi kenarda bırakın, sonradan katarsınız. Yanına bol taze ekmek alın, çünkü beyran ekmekle bambaşka olur.
Bir de saat meselesi. Çok ağır bir geceden sonra beyran iyi gelir ama hemen ardından uyumak isterseniz mideniz biraz konuşabilir. Acelesi olmayan bir kâse bu. Oturun, için, biraz bekleyin. Mümkünse yanında bir bardak ayran ya da sade çay olsun.
Porsiyon konusunda da küçük bir uyarı yerinde olur. Beyran göründüğünden tok tutar. İçindeki et ve pirinç düşündüğünüzden doyurucudur. Çünkü ilk kez gelen çoğu kişi iştahına güvenip çorbanın yanına bir dürüm ya da ızgara eklediğinde, kâse masaya geldikten birkaç kaşık sonra beklenmedik şekilde doyup geri kalan her şeyi yarım bırakmak zorunda kalır. Boşa ısmarlamış olur. İlk kez deniyorsanız tek kâseyle başlayın. Beğenirseniz zaten ikinci geceniz olur.
Ve şu: beyran diye önünüze gelen her çorba beyran olmayabilir. Antep'te tatmamış birine başka çorbayı beyran diye yutturan mekanlar var. Eti bol, sarımsağı belli, sirkesi ayrı geliyorsa doğru yerdesiniz demektir. Et yerine sadece pirinç ve un bulamacı geliyorsa, o beyran değildir.
Sonuçta beyran, İstanbul'da bir çorbadan fazlası. Bir saatin, bir ruh halinin yemeği. Antep'in sabahından çıkıp İstanbul'un gecesine yerleşmiş bir lezzet. Şehrin iki yakasında da onu doğru yapan yerler var ama hangi yakaya gideceğinize karar verirken yalnızca tadı değil, o tada ne zaman ulaşabileceğinizi de hesaba katmanız gerektiğini unutmamak gerekiyor. Avrupa yakasında çoğu zaman tat öne çıkıyor, Anadolu yakasında ise tat ve saat bir arada yürüyor. Geriye sadece doğru saatte doğru kapıyı çalmak kalıyor.
Beyran Kelimesi
"Beyran" kelimesinin kökeni tartışmalı. Bir görüşe göre Farsça "biryani" ailesinden geliyor; pişirme yöntemiyle ilgili bir kök. Başka bir görüşe göre yerel Arapça izler taşıyan bölgesel bir sözcük.
Her iki görüşte de ortaklaşan şu: beyran Gaziantep'e özgü, bu şehrin mutfak geleneğiyle şekillenmiş bir çorba. 2013 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaret tescili almış; başka yerde "Gaziantep beyranı" adıyla üretilemez.
Gaziantep'te Beyran Kültürü
Gaziantep'te beyran sabah namazıyla özdeşleşmiş. Namazdan çıkıp beyrana gitmek bu şehirde onlarca yıllık alışkanlık.
Geleneksel beyran lokantaları sabah 05:00-06:00'da açılıyor. Öğleden sonra genellikle tükeniyor; bu saatten itibaren kapıyı indiriyorlar. Sabah erken gelmeyenlere çoğunlukla "bitti" yanıtı geliyor.
Bu ritim İstanbul'da da benzer biçimde korunmaya çalışılıyor; beyran sunan lokantalar sabah erken başlıyor.
Beyranı Diğer Çorbalardan Ayıran
İşkembeyle karşılaştırma: İşkembe sakatat (mide); beyran et (kuzu). Renk farkı belirgin; işkembe sarımsı-krem, beyran kırmızı. Lezzet profili çok farklı.
Kelle paçayla karşılaştırma: İkisi de haşlamaya dayanıyor; ama kelle paça kolajen ağırlıklı, jölemsi; beyran liflerin ete suya karıştığı farklı bir yapı.
Beyranın kendine özgü profili: Pul biber yoğunluğu, et suyu derinliği, pirinç dokusu. Bu üçlü bir arada başka çorbada yok.
Beyran Çorbasının Tarihi
Osmanlı döneminde Gaziantep mutfağında kuzu etinin saklanması ve değerlendirilmesi büyük önem taşıyordu; haşlama ve kavurma teknikleri yüzyıllar içinde bu yöresel tariflerin kökenini oluşturdu. Beyran'ın tam olarak ne zaman ortaya çıktığı kesin bilinmiyor; ama Gaziantep'in 19. yüzyılda öne çıkan yemek kültürüyle paralel geliştiği tahmin ediliyor.
Kültür Portalı ve Gaziantep Gastronomi arşivleri bu çorbayı "kent kimliğinin ayrılmaz parçası" olarak tanımlıyor. Gaziantep 2015 yılında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na Gastronomi alanında katıldı; beyran bu başarının simgelerinden biri sayılıyor.
İstanbul'a yayılması daha yakın tarihli. Göç dalgaları ve Gaziantep kökenli restoran sahiplerinin şehre taşınmasıyla birlikte 1990'lardan sonra İstanbul'da da görülmeye başladı.
Hangi Mevsimde Beyran İçilir?
Teoride yıl boyunca. Pratikte kış ve soğuk mevsimlerde yoğunlaşıyor. Bunun birkaç pratik açıklaması var.
Soğuk havalarda yüksek kalorili, ısıtıcı yiyeceklere talep artıyor. Beyranın baharat profili, özellikle kırmızı biber ve kimyon, vücudu ısıtma hissi yaratıyor. Et ve pirinç ağır bir enerji yükü taşıdığından, dışarısı soğukken bu yük daha az hissediliyor.
Yazın beyran içmek mümkün ama birkaç noktaya dikkat edilmeli. Birincisi, saat önemli: sabah erken veya gece saatleri daha uygun; öğle sıcağında ağır. İkincisi, acı sos dozu düşürülmeli: yaz sıcağında ateşleyici baharat vücut sıcaklığını daha fazla artırıyor.
Seyithan'da beyran mevsim bağımsız her gün servis ediliyor; ama kışın ve sonbaharda talebin belirgin biçimde arttığı gözlemleniyor.
Temel Malzemeler
Beyranın bileşenleri üçe iniyor: kemikli kuzu eti, pirinç, pul biber. Bu üçü doğru oranda bir araya geldiğinde beyran oluyor; biri eksik ya da hatalı hazırlandığında sonuç farklı.
Kemikli et şart. Kemiksiz kuzu bu çorbada çalışmıyor; kemik uzun haşlamada et suyuna derinlik katan mineral ve kolajen veriyor, bu derinlik kemiksiz etle elde edilemiyor. Pul biber kalitesi de belirleyici; ucuz pul biber rengi ve tadı birlikte kaybettiriyor. Kalitesiz pul biberle yapılan beyran, adı beyran olmayan bir çorbadır.
Et Hazırlama
Kemikli kuzu eti büyük tencerede soğuk suyla başlatılıyor. Yüksek ısıda değil; orta ateşte, yavaş. İlk yarım saat köpük alınıyor. Bu aşama atlanırsa et suyu bulanık kalıyor.
Birkaç saat haşlama sonrası kemiklerden et ayrılıyor. Yanak eti ve but bölümleri en iyi sonucu veriyor; ince lifli yapıları haşlamada birbirinden ayrışıyor. Bu ayrışmış et parçaları servis sırasında çorbaya geri dönüyor; kaba parçalar değil, ufalanmış lifler.
Et suyu ayrı tutuluyor; yağlı, derin, rengi kehribar. Bu taban beyranın omurgası.
Pirinç Ekleme
Ufalanmış et ve et suyu bir tencerede buluşuyor; pirinç o anda katılıyor. Az. Çorba pirinçli bir yemek değil. Etli bir çorba. Pirinç koyuluğa ve doyuma katkı yapıyor; ama ana unsur et suyu; pirinç yalnızca destekleyici.
Yarı pişene kadar devam ediliyor. Tam pişmiş pirinç dağılıyor ve çorbanın yapısını bulamaç haline getiriyor; yarı pişmiş pirinç hem yapısını koruyor hem ağızda çözülüyor, bu fark küçük görünüyor ama damakta belirgin. Zamanlama istiyor.
Baharatlama
Beyranın kimliği baharatlamasında. Pul biber baskın; hem tat hem renk veriyor. Kekik ve sarımsak ikincil; baskın değil, destekleyici.
Pul biber iki biçimde eklenebiliyor: doğrudan haşlamaya ya da kızgın yağla birlikte son aşamada. Yağda eritilmiş pul biber rengi daha derin ve parlak veriyor; bu yüzden profesyonel yorumlarda bu yöntem tercih ediliyor.
Karabiber isteğe bağlı; Gaziantep tarifinin bazı yorumlarında yer alıyor. Ama Gaziantep'te geleneksel ölçüt pul biber; başka baharat ikincil kalıyor.
Neden Kırmızı?
Beyranı farklı kılan görsel özellik kırmızı rengi. Bu renk pul biberden geliyor; ama sadece pul biberden değil.
Kuzu etinin kızartma ya da haşlama sırasında serbest bıraktığı yağ pul biberle birleşince rengi oturtuyor ve derinleştiriyor. Sırf pul biber eklenmiş bir et suyu bu kırmızıya ulaşamıyor; et yağının bu dönüşümdeki rolü belirgin.
Kaynaklar
- T.C. Ticaret Bakanlığı, Gaziantep İl Müdürlüğü, tescilli coğrafi işaretli ürünler (Antep Beyranı): https://gaziantep.ticaret.gov.tr/haberler/gaziantep-ilimize-ait-tescillenmis-106-cografi-isaretli-urunler
- Coğrafi İşaretler Portalı (TÜRKPATENT / Ticaret Bakanlığı): https://ci.turkpatent.gov.tr/
- Harbiyiyorum, "İstanbul'un En İyi 7 Beyrancısı": https://harbiyiyorum.com/istanbulun-en-iyi-7-beyrancisi-2021/
- Yemek.com, "İstanbul'da Beyran Çorbası Mekanları": https://yemek.com/beyran-corbasi-mekanlari/
Bu içerik yapay zeka destekli araçlarla hazırlanmış, editoryal denetimden geçirilmiştir.
Sık sorulan
Soruların cevapları
- Beyran çorbası nedir?
- Beyran, Gaziantep'e özgü, kuzu eti, pirinç, bol sarımsak ve baharatla pişirilen, üzerine sarımsaklı sirke gezdirilerek içilen bir çorbadır. Antep Beyranı adıyla coğrafi işaret tescillidir.
- İstanbul'da beyran nerede içilir?
- İstanbul'da beyranı hem Avrupa hem Anadolu yakasında bulabilirsiniz. Eminönü, Zeytinburnu, Üsküdar, Kadıköy ve Pendik'te beyran yapan mekanlar var. Anadolu yakasında Kozyatağı'ndaki Seyithan İşkembe 7 gün 24 saat beyran veriyor.
- Beyran sabah mı gece mi içilir?
- Gaziantep'te beyran geleneksel olarak sabah, kahvaltı öğünü yerine içilir. İstanbul'da ise daha çok gece geç saatlerde, işten ya da eğlenceden dönenlerin tercih ettiği bir çorba haline gelmiştir.
- Seyithan İşkembe'de beyran var mı?
- Evet. Kozyatağı O2 Bağlantısı'ndaki Seyithan İşkembe menüsünde beyran çorbası bulunuyor ve mekan 7 gün 24 saat açık. Sabahın dördünde de aynı tencere ocakta.
- Beyranın içinde ne var?
- Beyranın temelinde kuzu eti (genelde incik), pirinç, bol sarımsak ve kırmızı biber bulunur. Servisten önce üzerine limon ya da sarımsaklı sirke eklenir.
- Beyran acı mı?
- Pul biber yoğun; ama acı değil, baharatlı. Biber miktarı değişkenlik gösterebiliyor; aynı çorbanın farklı yorumlarında ısı değişiyor.
- Beyran kaç saatte pişer?
- Et 2-3 saat haşlanıyor; pirinç eklendikten sonra 15-20 dakika ek süre. Toplamda 2.5-3.5 saat.



